
Hayat yolumuzda dönmeden başa.
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Gönül pınarımız akmadan boşa.
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Tükenmeden eşin dostun neşesi.
Huzurla doluyken gönül köşesi!
Düşüp kırılmadan sabır şişesi!
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Sevda ırmakları akarken öze.
Tükenmeden aşkın sunduğu meze!
Sarmadan cismimi üç metre beze.
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Çıkmadan ayağa giydiğim çorap.
Bencileyin halim olmadan harap.
Bitmeden çilenin sunduğu şarap!
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Yeniden azmadan yürek yarası!
Hesabı şaşmadan ecel sırası!
Ekşiyip kokmadan aşkın şırası!
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Mermerci adımı taşa yazmadan.
Hasretlik yoluma kuyu kazmadan!
Kahrımdan kafayı bulup sızmadan!
Doldur içelim son demdir bu saki.
İçimdeki sızım boyum aşmadan.
Kazanda kaynayan suyum taşmadan.
Mezara gidende yolum şaşmadan
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Son oyundur artık, attık son kozu.
Son öğündür artık, attık son tuzu.
Son doludur artık, attık son buzu.
Doldur içelim, son demdir bu saki.
Ahmet Örnek

G ö n ü l
S e n i
B u l m u ş
İ s e
B a ş k a s ı n ı
A r a r m ı
” H İ Ç ”

“Bahşeyleyip günahımı mesrûr eder misin?


Sırattan incedir sevda köprüsü /
Beraber geçelim tut ellerimden..
Abdurrahim Karakoç
Mut’ta bulunan Cönklerden Bektaşi Şairleri
ABDAL DEDE
-I-
Güvel yer ile göğe bina kurunca
Kün deyuben durduğunu bilirim
Cebrail sabanın’alıp inince
Cimcime’yle çift sürdüğün bilirim
Yalanın sürerdi yok idi eşi
Altın yaldız gibi parlardı dişi
Hakk’ın emri ile ol hüma kuşu
Günde üçyüz dala konduğun bilirim
Kırk yılda yoğruldu Adem çamuru
Hakk kudretinden yarattı emiri
Davut peygamber kızdırdı demiri
Yumruk ile döğdüğünü bilirim
Horasan’dan göç eyledi erenler
Car deyince yeter ol gerçek erler
Nuh Peygamber’in gemisini öğerler
Kanğı ağaçtan yapıldığın bilirim
Abdal Dede’m eder virdim dilinde
Hakk’ın nurdan çırası var elimde
Hakk Resullullah’ın Miraç yolunda
Arslana baç vurduğunu bilirim.



Demedim mi?
Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben’im?
Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben’im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im,
senin kolun kanadın ben’im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben’im,
sıcaklığın ben’im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?
Mevlana Celaleddin Rumi
Cevri çok eyleme kim olmaya nâgeh tükene
Az edip cevr ü cefâlar kılasın cânımıza
Fuzûlî
Azizim, eziyeti çok etme, Allah göstermesin ansızın bitiverir.
Sen bizi, eziyeti az tutmak yoluyla cezalandır.

Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Arzu sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni

Ey şûh-ı kerem-pişe dîl-i zâr senindir
Yok minnetin asla
Ey kân-ı güher anda ne kim var senindir
Pinhân u Hüveydâ
Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz
Baş üzre yerin var
Gül goncasısın gûşe-i destâr senindir
Gel ey gül-i rana
Neylersen edip bir-iki gün bâr-ı cefâya
Sabreyle de sonra
Peymâne senin hâne senin yâr senindir
Ey dil tek ü tenhâ
Bir bûse-i cân bahşına ver nakd-i hayatı
Ger kail olursa
Senden yanadır söz yine bazar senindir
Ey âşık-ı şeydâ
Çeşmân-ı siyeh mest-i sitem kakülü pür-hâm
Ebrûları pür-çîn
Benzer ki bu dîldâr-ı cefâkâr senindir
Biçâre Nedîmâ
Nedim